2025'de Neler Oldu?
Bu rapor, 2025 yılı boyunca Türkiye'de yaşanan hak ihlallerinin Gülen Hareketine bakan yüzünü ele almak amacıyla hazırlanmıştır. Kitlesel gözaltılar, keyfi tutuklamalar, zorla kaybetmeler, hukuka aykırı sınır dışı işlemler, mal varlıklarının dondurulması, terör istatistikleri, işkence ve yaşam hakkı ihlalleri incelenmektedir.
Giriş
Bu rapor, 2025 yılı boyunca Türkiye'de yaşanan hak ihlallerinin Gülen Hareketine bakan yüzünü ele almak amacıyla hazırlanmıştır. İncelenen başlıklar arasında, kitlesel gözaltılar, keyfi tutuklamalar, zorla kaybetmeler, hukuka aykırı sınır dışı işlemler, mal varlıklarının dondurulması, terör istatistikleri, işkence ve yaşam hakkı ihlalleri yer almaktadır.
Bu başlıklar altında özellikle Gülen Hareketi'ne yönelik uygulamalar üzerinden somut vaka ve verilerle devletin izlediği yöntemler irdelenirken, yargı bağımsızlığı ve cezaevi hak ihlalleri başlıkları, yalnızca belirli bir grup üzerinden örneklendirilmek yerine, Türkiye genelindeki yapısal ve sistematik sorunları ortaya koyacak şekilde ele alınmıştır.
2025 yılına ilişkin elde edilen somut veriler ve vaka analizleri ışığında, Türkiye'de uygulanan hak ihlallerinin kapsamını ve bu uygulamaların uluslararası normlar ile uyumsuzluğunu belgeleyerek, kamuoyu ve ilgili kurumların bilgilendirilmesine katkı sağlamaktır.
Kitlesel Gözaltılar
Kitlesel gözaltılar eski çağlardan beri iktidar gücünü elinde tutanların kullandığı bir kılıçtır. Bu kılıcı tutan kişi veya kişiler tarih sayfasında ismen değişse de amaç hep aynıdır: muhalif sesi susturmak, biat etmeyeni ibret olsun diye cezalandırmak.1
17–25 Aralık dönemi ile başlayıp, kırılma noktası 15 Temmuz 2016 olan süreçte; belirli bir gruba ait olduğu iddia edilen binlerce kişi, sistematik hak ihlalleri zinciriyle beraber hürriyetlerinden mahrum bırakılmıştır.
2025 yılı, Gülen Hareketi mensupları ve "Gülen Hareketi ile bağlantı" (irtibat/iltisak) iddiasıyla hedef alınan kişiler bakımından kitlesel gözaltı pratiğinin süreklilik kazandığı bir yıl olarak kayda geçmiştir. Açık kaynakların sistematik taramasına dayanan Turkey Rights Monitor verilerine göre 1 Ocak 2025–1 Ocak 2026 döneminde 4.916 kişi gözaltına alınmıştır.2Bu yıllık toplam, gözaltının münferit bir tedbir olmaktan çıkıp yılın geneline yayılan bir baskı mekanizmasına dönüştüğünü göstermektedir.
1.1 Resmî İletişim ve Normalleştirme
Kitlesel gözaltıların 2025'teki en belirgin boyutlarından biri, uygulamanın yalnızca sahada yürütülmemesi; aynı zamanda resmî makamların tekrar eden sayısal toplamlarla bu pratiği kamusal alanda sürekli görünür kılmasıdır.
Bu normalleştirme mekanizması, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya'nın açıklamalarında açık biçimde izlenebilmektedir:
Kabine dönemi için 4.022 operasyon yapıldığı ve 6.045 kişinin gözaltına alındığı belirtilmiştir.3
Aynı kabine dönemi için toplam 6.025 operasyon ve 9.738 gözaltı verisi paylaşılmıştır.4
Bu kabine döneminde 10.968 operasyon yapıldığı ve 17.890 kişinin gözaltına alındığı ifade edilmiştir.5
Kabine dönemi toplamı 11.667 operasyon ve 19.025 şüpheli yakalama/gözaltı işlemi şeklinde güncellenmiştir.6
Turkey Rights Monitor'un açık kaynaklardan derlediği veri setine göre Gülen Hareketine karşı kitlesel gözaltılar kapsamında:7
- Toplam gözaltı sayısı: 152.199
- Toplam operasyon sayısı: 7.215
- Ortalama günlük gözaltı: 44 kişi
2025 yılında operasyonların biçimi ve coğrafi yayılımı, kitlesel gözaltıların nasıl “dalgalar” halinde işlediğini göstermektedir. 6 Mayıs 2025 tarihinde Gaziantep merkezli 47 ilde yürütülen eş zamanlı operasyonda 208 kişinin yakalandığı resmî olarak açıklanmıştır. Bu tür “çok il / eş zamanlı” operasyonlar, gözaltı tedbirinin pratikte bireysel şüphe değerlendirmesi yerine geniş ölçekli güvenlik tasarrufu şeklinde uygulanabildiğini göstermesi bakımından, yılın hafızaya kazınan olayları arasındadır. Aynı operasyon bağlamında hassas gruplara ilişkin kamuoyuna yansıyan örnekler de dikkat çekmiştir; örneğin operasyon kapsamında gözaltına alınanlardan 4 aylık hamile Hatice Doğru’nun tutuklandığı bilgisi paylaşılmıştır. Bu tür örnekler, kitlesel gözaltıların hedef grup üzerinde yalnızca kısa süreli özgürlük kısıtlaması değil; sağlık, aile düzeni ve kırılganlıklar üzerinde uzun etkiler doğurabilen bir baskı mekanizması olduğunu gösterir.
1.2 Gerekçe Setleri ve Tekrar Eden Şablonlar
Kitlesel gözaltıların analizi yalnızca toplam sayılara indirgenemez. Belirleyici soru, gözaltıların hangi gerekçe setleri etrafında sürekli üretildiği ve bu gerekçelerin nasıl "tekrar eden şablonlar" yarattığıdır.
Resmî seri operasyon duyurularına göre 8 Ocak 2025–21 Şubat 2025 döneminde toplam 885 kişi gözaltına alınmıştır.8
| Gerekçe | Gözaltı Sayısı | Oran |
|---|---|---|
| ByLock / Kriptolu Haberleşme | 377 | %42.6 |
| Finansman | 92 | %10.4 |
| Diğer | 416 | %47.0 |
Tekrar eden gerekçeler, hedef grup üzerinde iki yönlü bir baskı üretir. Birincisi, gerekçelerin standartlaşması, gözaltı tehdidinin “kişiye özgü” bir risk olmaktan çıkıp “herkese uygulanabilir” bir şablona dönüşmesi sonucunu doğurur. İkincisi, yıl içindeki operasyonların dalgalar halinde yoğunlaşmasına eşlik ederek, toplumda “belirsizlik” duygusunu derinleştirir. Nitekim Turkey Rights Monitor’un 2025 zaman serisi görselleştirmesinde, yıl içinde belirli tarihlerde gözaltı sayısının belirgin biçimde yükseldiği tepe noktaları görülmektedir.
Bu tablo, 2025’te gözaltıların homojen dağılmadığını; belli dönemlerde “operasyon dalgası” şeklinde yoğunlaştığını göstermesi bakımından önemlidir.
1.3 2024 ile Kıyas
Turkey Rights Monitor'un yıllara göre karşılaştırmalı grafiğinde 2024 yılı gözaltı sayısı 4.058, 2025 yılı gözaltı sayısı ise 4.915 olarak yer almaktadır.
Sonuç: 2025, açık kaynak verilerine göre 4.916 gözaltı ile kaydedilen; resmî dönemsel toplamlarla sürekli gündemde tutulan; yıl içinde dalgalar halinde yoğunlaşan ve gerekçe şablonlarının tekrarıyla standardize edilen bir kitlesel gözaltı pratiğini ortaya koymaktadır.
Hassas Gruplara Yönelik Keyfi Gözaltı ve Tutuklamalar
Uluslararası literatürde 'keyfi' terimi kesin tanımlara sahip olmamakla birlikte, tutuklama ve özgürlük kısıtlamalarında yasal savunma hakları ile due process ilkesinin tam korunması esastır. BM, 'keyfi' kavramını, mevcut yasa ve prosedürlere uygun olsa bile, hedefe orantılı, makul, gerekli ve due process ilkelerine uygun olmayan uygulamalar şeklinde tanımlamaktadır.91011
BM Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu, Türkiye'nin Gülen Hareketi mensuplarına yönelik tutuklama ve gözaltı uygulamalarını insanlığa karşı suç olarak nitelendirmiş ve kınamıştır.12
2.1 Parmaklıklar Ardındaki Hamile ve Çocuklu Kadınlar
2025 yılında açık kaynaklara yansıyan vakalar, hamile kadınlar ile 0–6 yaş arası çocuğu bulunan annelerin tutuklanmasının münferit olaylar olmaktan çıkarak süreklilik arz eden bir uygulamaya dönüştüğünü göstermektedir.
2.1.1 Hamilelik Döneminde Tutuklama
Gaziantep merkezli ve çok sayıda ili kapsayan operasyonlar kapsamında gözaltına alınanlar arasında yer alan dört aylık hamile Hatice Doğru'nun tutuklanması, kitlesel gözaltı pratiği ile hassas gruplara yönelik ihlallerin nasıl kesiştiğini göstermektedir.
Dosyasının uzun süredir Yargıtay aşamasında olmasına rağmen doğuma günler kala cezaevine gönderilmiştir.
Beş aylık hamile Leyla Arslan Edirne’de tutuklanmıştır.
2.1.2 Bebek ve Küçük Çocukla Birlikte Cezaevi
| İsim | Durum | Cezaevi |
|---|---|---|
| Özlem Düzenli | 6 aylık bebeğiyle tutuklu | Edirne L Tipi |
| Deniz Gündoğdu | 16 aylık kızıyla tutuklu | Edirne L Tipi |
| Türkan Alemdar | 19 aylık çocuğuyla tutuklu | Eskişehir L Tipi |
| Fatma Öztimur | Otizmli 4 yaşında + 20 aylık çocuk | Bakırköy Kadın Kapalı |
| Şeyma Aslan | 12 aylık bebeğiyle tutuklu | Edirne L Tipi |
Ayrıca, H.Ç.’nin, iki küçük çocuğu ve eşiyle birlikte uzun süredir Edirne L Tipi Cezaevi’nde tutulması ise aile bütünlüğünün sistematik biçimde zedelendiği bir başka örnek olarak öne çıkmaktadır.
2.2 Hasta, Engelli ve Yaşlı Tutuklular
Cezası onandıktan sonra tutuklanan Güngör'ün sağlık durumu cezaevinde hızla kötüleşmiş; yapılan açık görüşte üniversite öğrencisi kızını dahi tanıyamamıştır. Cezaevi koşullarında gerekli sağlık ve bakım hizmetlerine erişemeden yaşamını yitirmiştir.
Bu vaka, sağlık durumu cezaevi koşullarıyla bağdaşmayan mahpusların özgürlükten yoksun bırakılmasının yalnızca bir hak ihlali değil, aynı zamanda önlenebilir bir ölüm riskine dönüştüğünü göstermektedir.
| İsim | Yaş | Sağlık Durumu |
|---|---|---|
| Gülten Nene | — | Kanser teşhisi aylar sürdü |
| Abdullah Tırpan | 72 | Şeker ve zatürre hastası |
| Kadriye Işık | 74 | Kanser hastası, infaz erteleme reddedildi |
| Mehmet Hanifi Emeç | — | MS hastası, tekerlekli sandalye |
| D.S. | — | Psikiyatrik rahatsızlık |
| Ali Aki | — | Yüzde 78 engelli |
2025 yılı boyunca Türkiye’de hassas gruplara yönelik gözaltı ve tutuklama uygulamaları, özgürlükten yoksun bırakma tedbirinin istisnai niteliğini fiilen ortadan kaldırmıştır. Hamile kadınlar, küçük çocuk sahibi anneler, ağır hasta, engelli ve ileri yaştaki bireyler bakımından tutuklama kararlarının ölçülülük ve gereklilik ilkeleri çerçevesinde ayrı bir değerlendirmeye tabi tutulmadığı; alternatif adli tedbirlerin ise sistematik biçimde göz ardı edildiği görülmüştür.
Özellikle hamilelik döneminde veya bebekle birlikte cezaevinde tutulan kadınlara ilişkin vakalar, anne ve çocuğun korunmasına yönelik temel hukuki güvencelerin pratikte etkisizleştiğini ortaya koymaktadır. Benzer şekilde, ağır hasta ve nörolojik rahatsızlığı bulunan mahpusların cezaevi koşullarında tutulmaya devam edilmesi, sağlık hakkının ihlaliyle sınırlı kalmayarak yaşam hakkını doğrudan tehdit eden bir boyuta ulaşmıştır. Alzheimer hastası İbrahim Güngör’ün cezaevinde yaşamını yitirmesi, bu sürecin ulaştığı noktayı simgeleyen en çarpıcı örneklerden biri olmuştur.
2025 yılı verileri, hassas gruplara yönelik tutuklama ve infaz uygulamalarının münferit hatalar veya istisnai kararlar olarak değerlendirilemeyeceğini; aksine, insan onurunu merkeze alan koruma mekanizmalarının sistematik biçimde aşındırıldığı yapısal bir soruna işaret ettiğini göstermektedir. Bu tablo, Türkiye’de ceza adalet sisteminin, özellikle kırılgan gruplar bakımından, hak temelli bir yaklaşım yerine cezalandırıcı ve caydırıcı bir pratiğe evrildiğini ortaya koymaktadır.
Türkiye'de İşkence Gerçeği
Bu bölüm, 2025 yılı içinde yayımlanan uluslararası raporlar ve kamuya yansıyan örnek olaylar temelinde, Türkiye'de işkence ve kötü muamele iddialarının devam ettiğini; özellikle KHK rejimiyle tasfiye edilenler ile Gülen Hareketi’yle bağlantı iddiası altında yürütülen soruşturmalarda gözaltı–tutuklama süreçlerinin yüksek risk alanı olmaya devam ettiğini ortaya koymayı amaçlamaktadır.
- AB 2025 Türkiye Raporu: İşkence ve kötü muamelenin önlenmesine ilişkin hukuki güvencelerin yetersizliğine dikkat çekilmiştir.13
- İHD 26 Haziran 2025 Raporu: İşkencenin güncel görünümü ve cezasızlık dinamikleri değerlendirilmiştir.14
- OMCT Global Torture Index 2025: Türkiye yüksek risk grubunda sınıflandırılmıştır.15
3.1 Örnek Vakalar
Çoğunluğu üniversite öğrencisi olan 77 kişi tutuklandı. Gözaltı ve tutuklama sürecinde psikolojik işkenceye maruz bırakıldıkları, birbirleri aleyhine ifade vermeye zorlandıkları yönünde iddialar gündeme geldi.16
2016 yılında Antalya'da gözaltında işkenceye maruz kaldığı iddiasıyla açılan davada, 18 Nisan 2025'te tanıklar dinlenmiştir. Aynı nezarethanede kalan bir başka KHK'lı öğretmen, Birinci'yi kanlar içinde ve bilinci kapalı halde gördüğünü beyan etmiştir.17
3.2 Örnek Karar: Zabit Kişi Vakası
2017'de Kazakistan'dan zorla Türkiye'ye getirildiği ve Ankara'da bir konteyner içinde 108 gün işkence gördüğü ileri sürülen Zabit Kişi bakımından Anayasa Mahkemesi hak ihlali kararı verdi; soruşturma yükümlülüğünün gereği gibi yerine getirilmemesi nedeniyle manevi tazminata hükmetti.18
3.3 Cezasızlık ve Soruşturma Eşiği: İlhan Talu Vakası
Genelkurmay çatı davasında yargılanan ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan Korgeneral İlhan Talu’nun “işkence ve kötü muamele” iddialarına ilişkin suç duyurusunun Ankara Cumhuriyet Savcılığı tarafından “kovuşturmaya yer olmadığı” gerekçesiyle sonuçlandırıldığı kamuoyuna yansıdı.
Mal Varlığın Dondurulması Kararı ve Terör Arananlar Listesi
2025 yılı boyunca da Gülen Hareketi ile ilişkilendirilen kişi ve tüzel yapılara yönelik mal varlığının dondurulması kararlarının sürdüğü görülmüştür. Bu kararlar, Resmî Gazete'de yayımlanan Cumhurbaşkanı kararları ve ilgili idari işlemler aracılığıyla, ağırlıklı olarak "terörizmin finansmanının önlenmesi" ve "ulusal güvenlik" gerekçelerine dayandırılmıştır.21
Mal varlığının dondurulması tedbiri, hukuki niteliği itibarıyla geçici ve istisnai bir önlem olarak düzenlenmiş olsa da, 2025 yılı itibarıyla bu tedbirin kalıcı sonuçlar doğuran fiilî bir yaptırım işlevi gördüğü gözlemlenmektedir. Ancak uygulama pratiği, bu tedbirlerin yalnızca finansal suçlarla mücadele amacıyla sınırlı kalmadığını; muhalif kişi ve yapıları ekonomik olarak tasfiye etmeye yönelik yapısal bir baskı aracına dönüştüğünü göstermektedir.
4.1 Terör Arananlar Listesi
2025 yılında da İçişleri Bakanlığı tarafından işletilen "terör arananlar listesi" sistemi, gerçek ve somut terör tehdidiyle mücadele mekanizması olmaktan ziyade, özellikle yurt dışında yaşayan muhalif kişi ve grupları hedef alan siyasi nitelikli bir damgalama aracı olarak işlev görmeye devam etmiştir.22
Birleşmiş Milletler mekanizmaları, Türkiye'nin bu tür izleme ve listeleme sistemlerini insan hakları savunucuları, gazeteciler, avukatlar ve siyasi muhalifler üzerinde baskı aracı olarak kullandığını açık biçimde eleştirmiş; listeleme prosedürlerinin keyfîlik riski taşıdığını vurgulamıştır.23
Yaşam Hakkı İhlalleri
2025 yılı boyunca açık kaynaklara yansıyan veriler, Gülen Hareketi ile iltisaklı olduğu iddia edilen bireylerin yaşam hakkına ilişkin ihlallerin çok boyutlu bir görünüm arz ettiğini ortaya koymaktadır.
Bu ihlaller yalnızca cezaevi ölümleriyle sınırlı olmayıp; cezaevi koşullarının dolaylı etkileri, sürgün ve zorunlu göç bağlamında gerçekleşen ölümler, ekonomik ve psikolojik baskıların tetiklediği intihar vakaları ile iş ve trafik kazaları şeklinde geniş bir yelpazeye yayılmaktadır.
5.1 Cezaevinde Ölüm Vakaları
2025 yılı içerisinde Gülen Hareketi ile bağlantılı olduğu iddia edilen çok sayıda kişinin cezaevinde hayatını kaybettiği tespit edilmiştir. Bu vakaların önemli bir bölümünde, ölümlerin önlenebilir nitelikte olduğu görülmektedir.
| İsim | Ölüm Nedeni |
|---|---|
| Hüsamettin Karadeniz | Cezaevinde ölüm |
| Ertuğrul Yavaşça | Cezaevinde ölüm |
| Ramazan Aktaş | Cezaevinde ölüm |
| Cengiz Çakıltepe | Cezaevinde ölüm |
| İbrahim Güngör | Cezaevinde ölüm |
| Asaleddin Çelik | Cezaevinde ölüm |
| Hüseyin Parlak | Cezaevinde ölüm |
| Süleyman Yıldırım | Cezaevinde ölüm |
| Mehmet Çataklı | Cezaevinde ölüm |
Özellikle İbrahim Güngör vakası, cezaevlerinde sağlık hakkının sistematik biçimde ihlal edildiğini gösteren çarpıcı örneklerden biridir. Alzheimer hastası olan Güngör, yoğun bakımda tedavi görmesi gerekirken cezaevine geri gönderilmiş, ailesinin tüm tahliye çağrıları karşılıksız bırakılmış ve nihayetinde hayatını kaybetmiştir. Benzer şekilde Asaleddin Çelik vakası, Adli Tıp tarafından infaz erteleme uygun bulunmasına rağmen mahkemelerin tahliye yönünde karar vermemesi nedeniyle yaşam hakkının ihlaliyle sonuçlanan yargısal ihmalleri gözler önüne sermektedir.
5.2 Hastalık Nedeniyle Ölüm Vakaları (Cezaevi Dışı)
2025 yılı verileri, çok sayıda kişinin cezaevi dışında ancak KHK süreciyle bağlantılı sosyal, ekonomik ve psikolojik yıkımın doğrudan sonucu olarak hastalık nedeniyle hayatını kaybettiğini ortaya koymaktadır. İhraç sonrası sağlık hizmetlerine erişimde yaşanan güçlükler, sigortasızlık, işsizlik, sosyal dışlanma ve uzun süreli stres, ölümcül hastalıkların ilerlemesini hızlandıran temel faktörler olarak öne çıkmaktadır.
Bu kapsamda; Uğur Kömeçoğlu, Yusuf Olca, Ali Altınpınar, Murat Eryılmaz, Devrim Sönmez, Dursun Ali Kurt, Bülent Adıgüzel, Kazım Doğan, Derya Çelik, Vakkas Karakoyun, Ramazan Ünal, Arif Taşçılar ve Bekir Esen gibi birçok kişinin, kanser, kalp krizi, beyin kanaması ve çoklu kronik hastalıklar nedeniyle yaşamını yitirdiği kayda geçmiştir. Bu vakaların büyük bölümünde, hastalıkların ihraç sonrası dönemde ağırlaştığı ve kişilerin düzenli tedaviye erişemediği görülmektedir.
5.3 İntihar Vakaları
KHK ile ihraç edilen ve uzun süreli işsizlik, damgalanma, yoksulluk ve psikolojik baskı altında yaşayan bireylerin, devlet tarafından sunulması gereken sosyal ve psikolojik destek mekanizmalarından yoksun bırakıldığı görülmektedir.
Bu bağlamda Gazi Bahargülü, Erdal Mehmet Uzun, Ömer S. ve Ali Ülker'in yaşamlarına son verdikleri tespit edilmiştir. Vakaların ortak noktası, bireylerin hukuki belirsizlik, ekonomik çöküş ve toplumsal dışlanma ile baş başa bırakılmış olmalarıdır.
5.4 Trafik ve İş Kazaları
2025 yılı verileri, KHK sürecinin dolaylı etkilerinin iş ve trafik kazaları yoluyla da yaşam hakkı ihlallerine dönüştüğünü göstermektedir. İhraç edilen birçok kişinin, mesleki uzmanlıkları dışında, güvencesiz ve tehlikeli işlerde çalışmak zorunda bırakıldığı görülmektedir.
Bu kapsamda; Ali Osman Çırak ve ailesi, Mehmet İraz, Burak Kayacı, Hüseyin Şen ve Ramazan Korkut trafik kazalarında; Musa Üçgül, Yusuf Çetin, Orhan Çöl ve Hüseyin Açıkyörük ise iş kazaları sonucunda hayatını kaybetmiştir. Bu vakalar, KHK ile ihraç edilen bireylerin yaşamlarını sürdürebilmek için insan onuruna aykırı ve riskli koşullarda çalışmaya zorlandığını açıkça ortaya koymaktadır.
5.5 Çocukların Yaşam Hakkı
2025 yılında yaşam hakkı ihlallerinin çocukları da doğrudan etkilediği görülmektedir. Ahmet Çetiz’in üç çocuğu ve Sümeyra Gelir gibi vakalar, ebeveynlerin cezaevinde bulunmasının ve aile bütünlüğünün bozulmasının çocuklar üzerinde ölümcül sonuçlar doğurabildiğini göstermektedir. Sümeyra Gelir’in, annesinin cezaevinde olması nedeniyle kardeşlerine bakmak zorunda bırakılması ve devletin koruyucu sosyal politikalarının devreye sokulmaması, çocuğun üstün yararı ilkesinin ağır ihlali niteliğindedir.
Zorla Kaybedilenler & Hukuka Aykırı Sınır Dışı ve İadeler
Birleşmiş Milletler, zorla kaybedilmeyi, devlet ajanları tarafından veya devletin yetkilendirmesi, desteği ya da hoşgörüsü ile hareket eden kişiler veya gruplar tarafından yapılan tutuklama, gözaltı, kaçırma veya özgürlüğün herhangi bir biçimde kısıtlanması ve ardından özgürlüğün kısıtlanmasının kabul edilmemesi veya kaybolan kişinin akıbeti veya nerede olduğunun gizlenmesi olarak tanımlamaktadır.25
2016 yılından 2025 yılı sonuna kadar Gülen Hareketi mensubu olan en az 36 kişinin kaçırıldığı bilinmektedir. Bu kişilerden üçü halen kayıp statüsündedir:
- Sunay Elmas - Öğretmen, 27 Ocak 2016'dan beri kayıp27
- Ayhan Oran - MİT görevlisi, 1 Kasım 2016'dan beri kayıp28
- Yusuf Bilge Tunç - Savunma Sanayi çalışanı, 6 Ağustos 2019'dan beri kayıp29
6.1 2025 Yılına İlişkin Vakalar
Kenya'da mülteci statüsüne sahip Türk vatandaşı Mustafa Güngör, Türkiye'nin talebi üzerine Kenya makamları tarafından gözaltına alınmıştır. Kenya mahkemesi, 30 Aralık 2025'te serbest bırakılmasına karar vermiştir.3031
Avukat Emre Çınar, Türkiye'nin iade talebi üzerine Mozambik'te gözaltına alınmıştır. Mozambik mahkemesi, iade talebinin siyasi saiklerle yapıldığına dair ciddi emareler bulunduğunu belirterek serbest bırakılmasına karar vermiştir.3233
Terör İstatistikleri
Bu bölüm, 2025 yılı içerisinde Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı tarafından 15 Temmuz 2016 hadisesine dayandırılarak kamuoyuna yapılan resmî açıklamalara dayanmaktadır.34
7.1 15 Temmuz 2016 Olaylarına İlişkin Yargılamalar
Adalet Bakanı Yılmaz Tunç'un 13 Temmuz 2025 tarihli açıklamasına göre, 289 fiilî olay dosyasının tamamında karar verilmiştir:
7.2 Cezaevlerindeki Tutuklu ve Hükümlü Sayıları
Adalet Bakanlığı'nın Temmuz 2025 itibarıyla paylaştığı verilere göre:35
| Kategori | Sayı |
|---|---|
| Hükümlü veya Hükümözlü | 11,085 |
| Tutuklu | 555 |
| Yargılaması Devam Eden | 24,000 |
| Soruşturması Devam Eden | 58,000 |
7.3 Kamudan İhraçlar
15 Temmuz 2016 sonrasında Gülen Hareketi ile iltisak veya irtibat iddiasıyla 127.000 kişi kamu görevinden çıkarılmıştır.36
7.4 Gözaltı, Tutuklama ve Adli Kontrol
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya'nın açıklamalarına göre, 15 Temmuz 2016'dan bu yana:37
Cezaevlerinde Hak İhlalleri
Uluslararası insan hakları sözleşmeleri uyarınca, hapis cezasının infazı sürecinde hürriyetinden yoksun bırakılan kişilerin insan onuruna saygı gösterilmesi, devletin temel yükümlülükleri arasındadır.
Cezaevlerinde tutulan mahpusların barındırıldığı koşullar, asgari yaşam standartlarına uygun olmalı; cezanın kaçınılmaz sonucu olan özgürlük kısıtlamasının ötesinde, aşırı ıstırap ve zorluk yaratacak uygulamalardan kaçınılmalıdır. Buna rağmen Türkiye’de cezaevlerinde uzun süredir devam eden yapısal sorunlar, 2025 yılında da yaygın ve sistematik hak ihlallerine yol açmıştır.
- Toplam vaka sayısı: 950+
- Etkilenen cezaevi sayısı: 80+
- Farklı ihlal türü: 25+
| İhlal Türü | Vaka Sayısı |
|---|---|
| Sağlık hakkına yönelik ihlaller | 300+ |
| Tahliye hakkının engellenmesi | 180+ |
| Aşırı doluluk ve barınma koşulları | 160+ |
| Keyfi disiplin cezaları | 120+ |
| Kötü muamele, darp, çıplak arama | 90+ |
| Yetersiz beslenme, hijyen vb. | 100+ |
Yargı Bağımsızlığı
Yargı bağımsızlığı, yasama, yürütme ve yargı erklerinin birbirinden ayrılarak bağımsız ve tarafsız karar alma yetisine sahip olmasıyla ölçülen temel demokratik ilkelerdendir.
Türkiye’nin mevzuatında bu ilke açıkça yer almakla birlikte, ulusal ve uluslararası raporlar 2025 yılı itibarıyla bu ilkenin uygulamada ciddi baskı ve riskler altında olduğunu göstermektedir.
9.1 Uluslararası Değerlendirmeler
2025 Avrupa Komisyonu'nun "Türkiye Raporu"nda, Türkiye'de hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığı konusundaki endişelerin giderilemediği vurgulanmıştır.3839
Türkiye'nin "tarihsel olarak benzeri görülmemiş bir demokratik gerilemeyle" karşı karşıya olduğunu ifade etmiştir.41
9.2 Uluslararası Hak ve Adalet Örgütlerinin Eleştirileri
Human Rights Watch ve diğer uluslararası sivil toplum örgütleri, Türkiye'de yargı bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğünün 2025 itibarıyla ciddi baskı altında olduğunu belirten raporlar yayınlamışlardır.4243
9.3 Somut Vakalar
2025'in son çeyreğinde İstanbul'daki bir ağır ceza mahkemesi, Anayasa Mahkemesi'nin "yeniden yargılama" emrini yerine getirmeyerek ilgili davada yeniden duruşma yapılmasını reddetmiştir.44
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması ve yargılanması, geniş halk tepkisine yol açmış ve bunun “siyasi motivasyonlu yargı kullanımı” tartışmasını güçlendirdiği ileri sürülmüştür.
2025’in Temmuz–Eylül döneminde yargı süreçleri nedeniyle 150’den fazla gazetecinin mahkeme önüne çıkması medya özgürlüğü üzerinden yargı bağımsızlığı tartışmalarını beslemiştir.45
9.4 Yargı Bağımsızlığı Endeksleri
Türkiye, 2025 Küresel Hukukun Üstünlüğü Endeksi'nde 118. sıraya düşmüştür.
Uluslararası raporlar Türkiye’de yargı bağımsızlığını doğrudan etkileyen temel sorun alanlarının şöyle olduğunu belirtmektedir:• İktidarın yürütme organının yargı üzerindeki dolaylı/siyasi etkisi ve hakim atamalarına ilişkin şeffaflık eksikliği. • AİHM kararlarının yerel mahkemeler tarafından uygulanmaması ve iç hukuka aktarılmasındaki gecikmeler. • Yargı sürecinde siyasi dava algısının güçlenmesi, özellikle yüksek profilli siyasi davalarda.
2025 yılı itibarıyla uluslararası ve ulusal izleme raporları, Türkiye’de yargı bağımsızlığının sistematik baskı ve siyasi etki algısıyla karşı karşıya olduğunu ortaya koymaktadır. Bu durum, uluslararası insan hakları mekanizmaları ile Avrupa hukuku çevrelerinde ciddi eleştirilere konu olmuş ve hukukun üstünlüğü, temel haklar ile demokratik katılım açısından önemli bir risk faktörü olarak tanımlanmıştır. Yargı bağımsızlığının güçlendirilmesi, AİHM kararlarının uygulanması ve siyasi etkiden arındırılmış bir yargı kültürünün tesis edilmesi, Türkiye’nin hem iç hukuk sisteminin güvenilirliği hem de uluslararası yükümlülükleri bakımından önemini korumaktadır.
Kapatılan ve El Konulan Kurumlar
Türkiye'de Gülen hareketine yönelik kapatma ve el koyma uygulamaları, 2016 yılında ilan edilen Olağanüstü Hâl (OHAL) döneminde çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile kurumsal bir nitelik kazanmıştır.
KHK rejimi sona ermiş olmasına rağmen, Gülen hareketiyle iltisak veya irtibat iddiası temelinde yürütülen mülkiyete el koyma ve yönetimi devralma uygulamaları, sonraki yıllarda farklı hukuki mekanizmalar aracılığıyla devam etmiştir. Bu noktada Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF), kayyum atamaları yoluyla özel şirketlerin yönetim ve varlıkları üzerinde belirleyici bir aktör hâline gelmiştir.
11 farklı KHK ile, Türkiye genelinde 81 ilde, farklı alanlarda faaliyet gösteren en az 3.942 kurum kapatılmıştır:
| Kurum Türü | Sayı |
|---|---|
| Dernek | 1,410 |
| Özel Okul | 1,034 |
| Öğrenci Yurdu | 835 |
| Dershane | 301 |
| Vakıf | 109 |
| Gazete | 53 |
| Sağlık Kuruluşu | 47 |
| Yayınevi | 29 |
| Radyo | 22 |
| Dergi | 20 |
| Televizyon | 19 |
| Sendika | 19 |
| Federasyon | 19 |
| Üniversite | 15 |
10.1 2025'te Güncel El Koyma Uygulamaları
Maydonoz Döner adlı restoran zinciri hakkında yürütülen soruşturma kapsamında, şirketin Gülen hareketine finansman sağladığı iddiasıyla kayyum atanmış, çok sayıda şubesi ve bağlı şirketiyle birlikte fiilen devlet kontrolüne geçirilmiştir.
Sonuç
2025 yılına ilişkin analizler, Türkiye'de uygulanan insan hakları ihlallerinin çok katmanlı ve sistemik nitelikte olduğunu ortaya koymaktadır. İncelenen veriler ve vaka analizleri, devletin çeşitli alanlarda – özellikle kitlesel gözaltılar, keyfi tutuklamalar, zorla kaybetmeler, hukuka aykırı sınır dışı işlemler, mal varlıklarının dondurulması ve yaşam hakkı ihlalleri – uyguladığı yöntemlerin, hem ulusal hukukun hem de uluslararası insan hakları normlarının gerektirdiği standartlardan sapmalar içerdiğini göstermektedir.
Özellikle Gülen Hareketi ile ilişkilendirilen eylemler üzerinden somut örneklerle desteklenen bulgular, devletin belirli grupları hedef alırken kullandığı uygulamaların, daha geniş ve yapısal sorunların bir yansıması olduğunu ortaya koymaktadır. Buna ek olarak, yargı bağımsızlığına yönelik baskılar ve cezaevi koşullarındaki insanlık dışı uygulamalar, yalnızca belirli bir hareketin ötesinde, Türkiye'nin genel hukuk sistemi ve ceza infaz mekanizmalarındaki derin eksikliklere işaret etmektedir.
2025 yılında yaşanan bu hak ihlalleri, Türkiye'de hukukun üstünlüğü ve insan haklarının muhafazası açısından ciddi reform ihtiyacını ortaya koymaktadır. Devlet birimleri makamlarından aldıkları gücü bir zulüm aracı olarak kullanmayı bırakmalı, yaşanan sosyal soykırımın faili durumuna düşmemelidirler.
Elde edilen somut bulgular, hem ulusal düzeyde hem de uluslararası toplum nezdinde, mevcut uygulamaların sonlandırılması gerektiğini, hak ihlallerinin ve hukuksuzlukların daha fazla kılıfla örtülemeyeceğini ve mağdurların haklarının korunması yönünde acil gerekliliği işaret etmektedir.